Eğer özgür ve demokratik bir yaşam istiyorsak kapitalizmi kusmak gerekir. Gençlik kustukça alternatif olacak, alternatif oldukça gençleşecek, gençleştikçe de tarihsel misyonunu yerine getirecektir.

Yazar: Botan ARYEN

Kitleler eğer onu değiştirip dönüştürebilecek öncü bir güce sahipse potansiyelini açığa çıkarır. Gençlik bu rolünü görebildiği ve bu rolünü oynayabildiği oranda kitleselleşmiş ve sistemi değiştirebilmiştir. Bu açıdan sistemin temel hedefi durumuna gelmiştir. Sistem gençlik üzerinde çeşitli politik oyunlar oynamış ve gençliği sahip olduğu sisteme doğal muhalif olma duyarlılığını, dinamik yapısını tabu ve dogmalara karşı tepkisini ve her şeyden önemlisi devrimci bir ruhu içinde barındırmasını baskı, yasak ve psikolojik yöntemlerle yozlaştırmaya ve giderek ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Dayattığı bu yozlaştırma politikalarına karşın gençlik, kimi zaman kendisini koruyamamış, örgütsel dağınıklık yaşayarak sistemin öngördüğü bir konuma gelmiştir. Kapitalist sistem bu politikalarını gençliğin bilimsel düşünce gücü, araştırmacı kişiliği, çabuk kavrama yeteneği ve nicel bir potansiyele sahip oluşumu gibi olumlu özelliklerinden dolayı daha sistematik bir şekilde uygulamaya çalışmıştır.

Gençlik üzerinde yürütülen bu asimilasyon politikalarını değişen ve süreklilik kazanan özel savaş kapsamında ele almak potansiyel gücün niteliğini kavramada faydalı olacaktır. Özel savaş derken kaba savaştan bahsetmiyoruz ya da böyle anlaşılmamalıdır. Savaşın günümüz koşullarına göre uyarlanarak özelleşmesi ve insanın hücrelerine değin derinlik kazanmasıdır. Bu savaşla toplumsal dinamikler hedef alınmakta, ahlaki politik topluma ait tüm değerler belleklerden silinmek istenmektedir. Buna karşı çıkacak olan da toplumun öncü gücü diye tabir etmiş olduğumuz gençliktir. Dolayısıyla özel savaş kapsamında, okun yönü, genelleştirilmiş ve derinleştirilmiş biçimiyle her zamanki gibi yine gençliğe çevrilmiş durumdadır. Gençliğin nasıl bir kıskaca alındığını daha iyi anlayabilmek için konuyu yakından inceleyelim.

Savaş, insanlar arasında gerçekleşen her hangi bir şiddet eylemi ya da çatışma değildir. Savaş; ülkeler, devletler ya da bir ülke içerisindeki büyük guruplar arasında gerçekleşen topyekûn silahlı mücadeledir. Daha yalın bir ifadeyle savaş, hasımların silahlı şiddet yoluyla birbirilerine iradelerini zorla kabul ettirmeyi amaçladıkları bir faaliyettir. Yani karşı tarafın iradesini kırmaktır. Ancak savaş silahlı bir faaliyet olduğu gibi, karşı tarafı yıldırmak, maddi ve manevi zarar vermek için gerçekleştirilen silahsız faaliyetler de genellikle savaş tanımına dâhil edilmektedir. Bu açıdan savaşı salt silahlı bir şiddet hareketi olarak tanımlarsak, hasımların sadece kızgın meydan muharebelerinde karşı karşıya geldikleri ve olanca güçleriyle birbirilerini yok etmeye gayret ettikleri ya da hasmını teslim olmaya zorladıkları bir mücadele olarak anlaşılır. Oysa bu, savaşın sadece silahla gerçekleştirilen boyutunu ifade eder. Gerçekte ise savaş, sadece askeri cepheden yürütülen silahlı bir mücadele değil, silahlı-silahsız dayandığı tüm unsurları ile birlikte ekonomik, siyasal, diplomatik, ideolojik, kültürel, psikolojik vb. alanları kapsamak suretiyle her cepheden yürütülen topyekûn bir mücadeledir. 21. yüzyılda kapsamını bu biçimiyle genişleten savaşa da özel savaş diyoruz.

Özel savaş olarak ele aldığımız olgu, sınıflı uygarlıklar boyunca geliştirilen baskı ve egemenlik aracı olarak başvurulan savaşın bir biçimidir. Bir diğer ismiyle kuralsız savaştır. Yaptığı her türlü ahlaksızlığı mübah gören, sermayesini büyütmek için elinden geleni yapan, insanlara ebedi köleliği dayatan, kural kaide tanımayan bir savaş. Önder APO’nun belirttiği gibi topluma yöneltilen tüm saldırıları özel savaş kapsamında ele almak gerekir. Bu yüzden özel savaş egemenler ve sömürücüler tarafından topluma karşı her alanda sürdürülüp, ilan edilmiş olan bir savaşı tanımlar. Konumuzu ilgilendiren ise özel savaşın toplumu hedef almasıdır. Toplum dinamik bir güçtür. Varlığını her açıdan koruyan ve devam ettirmek isteyen bir yapıya sahiptir. Toplumun kendi varlığını devam ettirebilmesi için dilini, kültürünü koruması gerekir. Bu da kapitalist sistemin küreselleşmesi karşısında en büyük engeli ifade eder. Dilin, kültürün, gelenek ve göreneklerin tekleştirilmek istendiği günümüzde özel savaşı anlamak oldukça önemlidir. Çünkü toplumun devamını sağlayacak ve bir sonraki nesle taşıyıcılık yapacak olan gençliktir. Bu yüzden gençlik yapılanmasında oluşacak bir savrulma, iradesizleşme, kendine ve toplumuna yabancılaşma, köksüzleşme gençliğin içinde bulunduğu toplumu tarihin arka planına itme tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir. Kültürel soykırım dediğimiz olay da budur. Zaten özel savaşın temel amacı gençliği özünden boşaltarak kültürel asimilasyona tabi tutmaktır. Asimile olmuş bir gençlik aynı zamanda iradesiz kılınmış demektir. İradesi olmayanın da topluma öncülük etmesi pek mümkün değildir. Yönlendirilmeye açıktır. Kısacası kapitalist sistemin düşünmeyen, talimat verildiğinde robot gibi yerine getiren, sorgulamaktan uzak, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamayacak kadar kısır bir yaşamı benimseyen serkêşler kitlesi tamamlanmış olur. Bu durum Kürdistan gençleri için de geçerlidir.

Kürdistan’da yürütülen özel savaş, gençliği kendi çeperine almış durumdadır. Hatta Kürt gençlerine uygulanan özel savaş yöntemleri diğer ülkelere nazaran daha ince ve sonuç alıcıdır. Bir yandan Kürtlerin özgürlük ve demokrasi konusundaki ısrarlı duruşları, diğer yandan da özgürlük ve demokrasinin yitimi anlamına gelen devlet geleneğinin bu ısrarlı duruşa karşı çıkışı, Kürdistan’da yürütülen özel savaş uygulamalarını dizginsiz bir şekilde zenginleştirmiştir. Kürt gençleri bir kobay üzerinde bile denenmesi sakıncalı görülen yönelim ve uygulamalara maruz bırakılarak toplumundan koparılmak istenmiştir. Tarih-toplum algısı çarpıtılmış, enerjisi yozlaşan yaşamın akışı haline getirilmiştir. Uyuşturucu, alıklaşma, yabancılaşma, değerlerden uzaklaşma, bilinçsel çarpıtma, düşünsel kabızlık, yoz bir yaşam, üretmeyi düşünmeyen, daima tüketen, özünden boşalan, köksüzleşen, dilinden ve kültüründen utanan bir kişililiği Kürt gençlerine reva görmüşlerdir. Kirli araçlarıyla kirli bir amaç peşinde koşan bu mantık ‘eti senin, kemiği benim’ dercesine savaşı özelleştirerek tırmandırmıştır.

Kapitalist sistemin özel savaş yöntemleri ile gençliği nasıl yönettiği çok kapsamlı bir konudur. Onun için burada sistemin en ustaca kullandığı yönetme araçlarının başında gelen sanatı, cinselliği (seks) ve sporu ele alarak, bunları nasıl kullandığını konu edinerek kapitalist modernitenin gençlik ve toplum karşıtlığını değerlendireceğiz.

Sanat, kültür değerleri içinde toplumla en fazla ilişkili olan bir alandır. Toplumsallığın kendini yarattığı ve çoğalttığı her alan sanatın konusudur. Sanat kaynağını inanç fikrinin ilk pratik eylemlerinden aldığı için ahlak ile de çok sıkı bir bağ içindedir. Kültür sahaları içinde kendi özgün dili ve ürünleriyle tüm topluma hitap eden tek alanın sanat olduğunu belirtmek gerekir. Bu kadar toplumsal olan sanatın kapitalist sistemde tersinden ele alınıp kullanılması da kapitalist sistemin toplum paradigmasına bağlı bir gelişmedir. Bilindiği gibi kapitalist sistem toplumsal dokuyu parçalayarak toplum içine yerleşir. Toplumsal dokuların parçalanması için ilk saldırdığı mevzi de ahlak olmaktadır. İşte sistem bu amacını gerçekleştirmek için sanata tersinden bir rol oynatmaktadır. Toplum komünal ve demokratik bir yapıdır. Sistem sanat ile gençlikte bireyciliği ve duyarsızlığı geliştirir. Günümüzde toplumla aralarında en büyük mesafenin açıldığı kesimlerin sanatçılar olması bundandır. Halbuki sanatçı topluma yön veren olması gerekir. Hatta mevcut olana aykırıdır. Fakat günümüzde gençliği, özelde de bireyi toplumdan kopartmaya en çok hizmet eden bir rotada ilerlemektedir. Bu yüzden Kürdistan gençliği çarpıtılmış sanat yoluyla ne idüğü belirsiz ucubelerin peşinde koşturularak ahlakından koparılmak istenmiştir. Özünü tanımayan, bu yüzden biçimsel yaklaşan bir Kürt genci yaratılmıştır. “Çağın modası budur” adı altında karaktersiz, özünde amorf bir gençlik tipi oluşturulmuştur. Gençlik sorgulamadan uzak, gördüğünü taklit eden bir konuma getirilmiştir. Diğer yandan, Kürt sanatında olmayan arabesk kültürün gençliğe empoze edilmesi tarihine, kültürüne, diline ve toplumsal yaşamına en büyük saldırıdır. Kültür bile diyemeyeceğimiz özel savaş yaratımlarıyla inceden inceye asimile olmaktır. Sanatsızlık aynı zamanda kültürsüzlüktür. Kendi sanatına yabancılaşma kültüründen, toplumsal hafızayı zinde tutan toplumsal yaşamdan uzaklaşmayı ifade eder. Kapitalist sistemin her şeyde olduğu gibi sanatı da metalaştırdığı bir gerçektir. Gençliğin marketten eşya alır gibi sanata yaklaşması bundandır. Bu yüzden gençliğin sanat ya da sanatçı adı altında sunulana inanması büyük bir gaflettir. Kapitalist sistemin dişlisi haline gelmektir. Unutmamak gerekir ki en büyük sanat kendi kültür ve ahlakını yaşamaktır. Onu devam ettirebilecek mücadele gerçeğini ortaya çıkarmaktır.
Kapitalist sistem hâkimiyetinin başlamasıyla çığırından çıkarılıp sistemin gençliği esir alıp kolay yönetmensinin hizmetine koşturulan bir alan da cinsellik olmuştur. Uygarlık sisteminin kendisi cinsiyetçidir. Bilindiği gibi uygarlık cinsel kırılmaların kadın aleyhinde gerçekleştirilmesinin bir ürünüdür. Bu cinsiyetçi yaklaşım kapitalizmde zirveye çıkarılmıştır. Cinsellik insan neslinin devamında rol oynamış temel güdülerden biridir. Kutsallık derecesine dahi çıkarılmış olan cinsellik, toplumsallığın devamı için de rol oynamaktadır. Tarihin hiçbir döneminde cinsellik -ki buna kölecilik ve feodal uygarlık süreci de dahildir- kapitalizm döneminde olduğu gibi endüstrileştirilip satışa çıkarılmamıştır. Günümüzde cinselliğin satışa çıkarılmasında varılan düzey tıpkı sanat alanı gibi kapitalist bir yaratımdır. Bu alanın bu şekilde kullanılması kapitalist iktidarın toplum ve kadın yaklaşımları ile direk bağlantılı bir sonuçtur. Tabi ki söz konusu Kürdistan olunca devreye daha ince politikalar girer. Özel savaşın özel yoğunlaşması olarak ifade etmiş olduğumuz gençlik bu alanda da düşürülmek istenmiştir. Gençliğin dinamizmi, akışkanlığı cinsellikle köreltilmiştir. Deyim yerindeyse duygular güdüleştirilmiştir. Oluşturulan bu güdü cinselliğin hizmetine konulmuştur. Kuşkusuz cinselliğin seks sektörüne dönüştürülüp kullanılmasında, insan aklı ve duyguları üzerinde yaratılmış olan tahribatlar bir neden olmaktadır. Kapitalist sistemde akıl çıkarcı ve bencildir. Sadece kendisini düşünür. “Benden sonrası tufan” diyen akıl kapitalist akıldır. Bu akılda yüce duygulara yer olmaz. Duygular yerine tahrik edilmiş güdüler vardır. Bundandır ki eskinin destanlara konu olan aşkları, sevgileri bu sistemde yaşanmaz. İnsandaki cinselliğin iki cins arasında yaşanması muhtemel sevgi ve aşk ile terbiye edilmesi olanağı kalmayınca, ortam çığırından çıkarılmış ve hayvani düzeye indirgenmiş kontrolsüz güdülere kalmıştır. Seks sektörü cinsellik güdüsünün hayvani düzeye çıkarılmasının bir sonucudur. Toplumsallaştıran bir güdünün, duyguların ve aklın kontrolünden çıkarılması asıl tehlikeli olandır. Bu duruma getirilmiş bir gençliğin kendi sorunlarını düşünmesi, kendi iradesiyle çözüme yönelmesi asla beklenemez. Böyle bir gençlik güdülen bir gençlik olarak hâkim sistemin kullanma metasına dönüştürülmüştür.

Kürdistan’da her köşe başında bir genelevin olması bundandır. Bir yandan gençliğin özgürlük mücadelesine yabancılaşması gerçekleştirilmiş, diğer yandan da var olan toplumsal sorunlarla ilgilenmenin önü kesilmiştir. Yani gençliğin dinamizmi devletçi uygarlıklar tarafından ehlileştirilmiştir. Örgütlenme ve eylem olarak bilinen gençlik bu biçimiyle örgütsüz ve eylemsiz kılınmıştır. Sağlıklı düşünemez hale getirilmiştir. Hayalleri demir kafese alınmış ve bu kafes içerisine ufku, düşünceyi daraltan simgeler yerleştirilmiştir.

Kapitalist sistemin 3S’lerden en rahat ve korkusuzca kullandığı alan spordur. Spor kapitalist sistemde adeta altın yumurtlayan sahipsiz tavuk gibidir. Eflatun döneminde dahi “bedeni ve zihni geliştirmek, topluma sağlıklı bir katılım için gereklidir” denilerek ele alınan spor, kapitalist modernite çağında Roma arenalarında yapılanlara dönüştürülmüştür. Kazanmak, yenmek, alkış almak ve kâr etmek temel amaç haline getirilmiştir. Onun için spor günümüzde bir sosyalleşme ya da bedenen güçlenme aracı değil, toplumsallığı ve bireyselliği tükenişe götüren seyirlik bir oyuna, yani ideolojiden kopartılmış, içi boş kişiliklerin tatmin alanına dönüştürülmüştür. Bu yönüyle spor esas olarak kitleleri, özelde ise gençliği kontrol etme ve baştan çıkarma aracıdır.

Spor, gençliğin kendi yaşam sorunlarını düşünüp tartışmaya, çözüm bulmaya başlayacağı vakitleri dolduran, gündem saptıran bir olay haline getirilmiştir. Bu amaçla spor müsabakaları gençliğin ve toplumun zamanını kontrol altında tutmak için ayarlanır hale getirilmiştir. Özellikle futbol maçlarının gece oynatılmasının bir nedeni de budur. Dünyada üç milyar insanın futbol izlediğini düşündüğümüzde sporun gençlik üzerinde ne kadar etkili olduğunu anlayabiliriz. İnsanların en azından aile içi ilişki ve sorunlarını tartışabileceği saatler, yine daha kolay düşünebilecekleri ve tartışabilecekleri vakitlerine futbol, basketbol, voleybol gibi spor etkinlikleri TV ekranlarında yayına verilerek bu zaman dilimleri de denetime alınmaya çalışılmaktadır. Yaşamın özellikle ekonomik sorunlarının sözde çözümleri için de iddia, at yarışı, milli piyango, bahis gibi şans oyunlarını geliştirip hem izle hem kazan hilesine başvurulmaktadır. Onca sorun ve psikolojik gerginlikten sonra kişiye ‘tuttuğun takımın maçını izle ki rahatlayasın’ reçetesi sunulup, sisteme karşı tepkisi ve öfkesi dindirilmek hedeflenmektedir. Böylece bir anda yaşanan sıkıntılar, bir robot gibi çalışılan saatler unutulup giderilmeye çalışılmaktadır. Kapitalist çalışma koşullarının doğurduğu muazzam fiziksel yorgunluk ve psikolojik çöküntü bu yolla hafifletilip bitip tükenen vücut yeniden çalışabilecek duruma getirilerek, ertesi günkü sömürü zamanı için yeniden hazır hale getirilmiş olmaktadır. Kürdistan’da da sporun, özellikle de futbolun kar amaçlı bir sektör olarak geliştirilmek istenmesini böyle algılamak gerekiyor. Gençlik bu biçimiyle kendisinden başlamak üzere her şeye yabancılaşmış oluyor. Kürt toplumunun özgürlük sorunu yokmuş gibi, o maçtan bu maça koşuşturma adeta gençliğin yaşam felsefesi haline getiriliyor. “Benim takımım, benim futbolcum… vb” gibi sözler de, özel savaşın spor konusunda ne denli etkili olduğunu anlatmaya yetiyor.

Kürdistan’da özellikle gençlik üzerinde yürütülen özel savaş uygulamalarını sadece 3S’lerle ele almak konuyu daraltabilir. Bunu besleyen ve yozlaşmayı derinleştiren türlü türlü uygulamalar söz konusudur. Örneğin Kürdistan gençliği üzerinde sanal bir alem yaratılmıştır. Sanal alemle gerçeklik ters yüz edilmiştir. Gençlerin zamanlarının büyük bir kısmını internet-cafe gibi yerlerde geçirmeleri gençler üzerindeki sanal yaşamı ifade ediyor. Sanal yaşam kapitalist sistemin uydurma, ulaşılması imkansız hayallerle dolu, özentili bir kişiliğin oluşturma alanıdır. İnternet ortamında düşünce üretme, toplumsal sorunlarla ilgilenme, örgütlenme ve eyleme geçme yoktur. Buralarda ancak melankolik bir insan yaratılabilir. Gerçek ve sanal olanı ayırt edemeyen, ruh sağlığı bozulmuş pembe hayallerle yaşayan bir insan! Kürdistan’da özellikle son yıllarda internet-cafe gibi yerlerin arıtışı, kapitalist özel savaş sisteminin gençliği çeperine alma çabasıdır. Yine kullanımı birçok yerde yasak olan uyuşturucu, esrar, kokain vb. gibi hem fiziki hem de ruhi olarak kişiyi çöküntüye sokan, toplumsal dışlanmışlığı geliştiren maddelerin Kürdistan’da yaygınca kullanılmasına izin verilmiştir. Okul öncelerinde bile özel savaş elemanlarınca bu maddeler gençlere verilmektedir. Gençlik bu biçimiyle uyutulmak isteniyor. Uyutulan aynı zamanda bağımlı olandır. İpi elinde tutan ise, bu uygulamaları Kürdistan’daki gençlere aşılayan kişiler ve onları da kendisine bağlayan sistemdir.

Kürdistan’da gençlik bilinçli bir şekilde işsiz bırakılmaktadır. Oluşturulan işsizler ordusuyla gençler sisteme bağımlı hale getirilmek isteniyor. Kimi gençler bu yolla hırsızlık, soytarılık, lümpenlik gibi ahlaki olmayan tutum ve davranışlar içerisine itilmeye teşvik edilirken; kimileri de doğanın nimetlerinden faydalanmasına izin verilmeksizin ölüme terk ediliyor. Her iki durumda da gençlik kendi gerçek gündemiyle buluşamamış oluyor. Hatta olumsuz etkilenme sonucu toplumuna bile zarar veriyor.
Kapitalist sistem hiçbir zaman entelektüel bir gençlik istemez. Entelektüel ya da yarı aydın bir gençlik sistemin korkulu rüyasıdır. Okuyan, doğru bir perspektifle kendisini geliştiren gençlik her şeyi sorgular. İçinde bulunduğu konumu, toplumu, var olan sorunları, devleti… her ne var ise sorgu süzgecinden geçirir. Sorguladıkça sisteme karşı çıkar ve alternatifini geliştirir. Tüm enerjisini buna harcar. Sisteme hizmet etmez. Hatta çürümüş kapitalist sistemin köküne dinamit koyarak demokratik, özgürlükçü bir sistem oluşturur. Tabi ki öngörülü olmayı bilen kapitalist sistem böylesi sorunlarla karşılaşmamak için gençliği kendi müfredatına göre eğitir. Ezbere sevk ederek ufkunu daraltır. Yorum gücünü, yaratıcılığını öldürür. Gençliği sistemin hizmetine koyar.

Gençliğin içine alındığı cendere oldukça kapsamlıdır. Özel savaşa konu olmayan hiçbir yanı kalmamış gibidir. Gençlik öncelikle tüm bunların farkına varmalıdır. Farkına varmak anlamaktır. Anlamak da yapmaktır. Yaptığı kadar anlayacak, anladığı kadar da farkına varacaktır. Bu yüzden de sistemiçileşmemiş bir düşünce yapısıyla kendisini eğitmeli ve alternatif olmalıdır. Doğru tarzı bulmalı ve buna göre yolunu belirlemelidir. Daha sonra “verili yaşamı benimseyip aynılaşacak mıyım, yoksa reddedip farklılaşarak özgürleşecek miyim?” sorusuna cevap vermelidir. Eğer mevcut olanı benimsemiyor ve özgürleşme arayışında karar kılıyorsa, o zaman derinleşmeye devam etmelidir. Sistem hangi noktalarda gençliği düşürmüşse, o konulara ağırlık vererek iç sorgulamayı güçlendirmeli ve daha güçlü çözümlemelerle kapitalist sistemin karşısına çıkmalıdır. Fuhuşa, uyuşturucuya, yozlaştırılmak istenen yaşama geçit vermemelidir. Öncülüğünü yaptığı toplumsallığı güçlendirmelidir. Kültürüne, ahlakına, diline var olan tüm toplumsal değerlerine sahip çıkmalıdır. Farklılığını ve varlığını korumalıdır. Her alanda örgütlülüğünü sağlamalı ve eyleme geçmelidir. Sisteme karşı öfke duymalı, tiksinmeli hatta üzerine kusulmalıdır. Kusmak kirli olanı dışarı atmaktır. Kirli olan kapitalizmdir. Eğer özgür ve demokratik bir yaşam istiyorsak kapitalizmi kusmak gerekir. Gençlik kustukça alternatif olacak, alternatif oldukça gençleşecek, gençleştikçe de tarihsel misyonunu yerine getirecektir.